Kelime Çağrışım Testi

Sir Francis Galton tarafından ilk kez kullanılan Kelime Çağrışım Testi, testin uygulandığı kişiye bir dizi kelime söylendikten sonra kişinin kelimeler karşısında aklına gelen ilk kelimeyi söylemesi istenerek uygulanan bir testtir.

Kelime Çağrışım Testinde testi uygulayan kişi, test uygulanan kişinin tepki süresini ölçerek bir değerlendirme yapmaktadır. Ancak Kelime Çağrışım Testi zeka derecesinin hesaplanmasında büyük bir değer taşımamaktadır.

Sigmund Freud ve C. Gustav Jung da Kelime Çağrışım Testini uygulayan analitik psikoloji uzmanları arasında yer almaktadır.. Fakat Jung, tepki süresi geciktiğinde bunun sebebini uyguladığı kişiye sorarak, uygulamada değişiklik yapmıştır.

Çoklu Zeka Kuramı III (Çoklu Zeka Kuramının Eğitimdeki Rolü)

Gardner zekayı, kültürel bir ortamda problem çözme ya da kültürün bir değeri olan ürün yaratma bilgisinin etkinleştirilebilir biyopsikolojik potansiyeli olarak tanımlamaktadır. Dilsel ve mantıksal zekadan daha fazla zeka türünün var olduğunu ortaya koyan Gardner, okullaşmayı insanların zekalarının geliştirilmesi, mesleki ve meslek dışı hedeflerine ulaşabilmeleri için yardım almaları gerektiği ile açıklamıştır.

Geleneksel eğitim-öğretim sistemini uygulayan okullar, mantıksal ve sözel zekanın gelişimine katkıda bulunmanın yanı sıra IQ testleri ve sınavların büyük bir bölümünde öğrencilerin mantıksal ve sözel zekaları ölçülmektedir. Çok sayıda öğrenci mantıksal ve sözel zekayı ölçen sınav ve testlerde başarılı olsa da öğrencilerin bir kısmı bu alanlarda başarılı olamayabiliyorlar.

Gardner çoklu zeka kuramının eğitimde kullanımının farklı metotlar, etkinlikler ve alıştırmalar uygulayarak tüm öğrencilere ulaşılabileceğini savunmuştur. Ancak günümüzde, geniş bir alanı kaplayan Gardner kuramı ve çalışmaları eğitim kurumlarının  uygulanmamaktadır.

Çoklu Zeka Kuramı – II

Gardner’ın kullandığı ölçütlerin ışığında ortaya koyduğu 9 yetenek aşağıdaki gibi açıklanabilir:

Uzamsal (Görsel) Yetenek: Şekil-uzay ilişkilerini görebilme (zihnin gözüyle görselleştirme) yeteneği bu zeka türünü içermektedir. Gardner bu yeteneğe sahip olan bireylerin mimarlık ve tasarımcılık gibi mesleklerde başarılı olduğunu savunmaktadır.

Sözel Yetenek: Konuşma ve yazma becerisini içeren bu yetenek türüne sahip bireyler dilleri diğerlerinden daha kolay öğrenir; hikayeler anlatma ve yazma gibi alanlarda başarılıdırlar. Gardner sözel yeteneğe sahip bireylerin okumaya, dinlemeye, tartışmaya ve not tutmaya yatkın olduklarını belirtmiştir.

Mantıksal-Matematiksel Yetenek: IQ Testlerinin yalnızca sözel ve matematiksel zekayı ölçtüğünü savunan Gardner’a göre bu zeka; mantık, soyutlamalar, numaralar ve eleştirel düşünceyi kapsamaktadır. Gardner, Mantıksal-matematiksel zeka tipine sahip olan bireylerin diğerlerinden daha zeki olduğunu kabul etmemektedir.

Kinestetik Yetenek: Kendini ifade etmek, problemleri çözmek ve bir ürün ortaya koymak için vücudunun bir bölümünü ya da tamamını kullanma yeteneğine sahip bireylerdir.

Müziksel Yetenek: Gardner, kendini ritimsel ve müziksel formlarda ifade edebilen ve müzik ritimlerini algılayabilen bireylerin sahip olduğu yeteneğin müziksel yetenek olduğunu belirtmiştir.

Sezgisel Yetenek: Davranışları ile kendi hakkında sahip olduğu bilgiyi sergilediği uyumlu davranışlar ile ifade edebilen bireylerin sahip olduğu yetenektir.

Sosyal Yetenek: Çevresindeki kişilerin ihtiyaçlarını ve duygularını anlayabilen, yorumlayabilen ve diğer insanlarla etkili ilişkiler kurabilen bireylerin sahip olduğu yetenektir.

Doğasal Yetenek: Gardner doğaya ilişkin yeteneği doğanın dengesini ve canlıları tanıma ve anlama ile sınıflandırma olarak tanımlamaktadır.

Varoluşsal Yetenek: Ruhsal ya da dini zekayı savunan Çoklu Zeka Kuramı savunucularının önerilerini reddeden Gardner, bu zeka tipinin yerine soruların ve olguların üzerine düşünme yeteneği olarak varoluşsal yeteneği tanımlamıştır. Gardner’a göre bilim insanları, evren bilimciler, filozoflar, fizikçiler ve din adamları bu yeteneğe sahiptir.

Çoklu Zeka Kuramı – I

Howard Gardner tarafından, 1983 yılında önerilen modele göre zeka tek ve baskın bir yeteneğin göstergesi değildir; çeşitli ve özel boyutlardan oluşur. Çeşitli bilişsel yeteneklerin bulunduğunu ve bunların arasında zayıf bir korelasyon bulunduğunu savunan Gardner’a göre bir işi kolayca öğrenen A kişisi, aynı işi öğrenmekte zorluk çeken B kişisinden daha zeki değildir. Çünkü B kişisi aynı işi daha farklı bir yolla öğrenebilir, farklı bir alanda daha üstün olabilir veya aynı işi daha derin bir seviyede algılıyor ve tamamen farklı bir süreç olarak görüyor olabilir.
Zeka boyutları ve farklı görevler arasında düşük ilişki bulunduğunu savunan Gardner’ın aksine geleneksel zeka testlerinde yüksek bir korelasyon bulunması, bu kurama karşı pek çok farklı tepki oluşmasına yol açmıştır. Fakat çok sayıda eğitimci kuramı desteklemektedir.
Gardner’ın bir davranışın bir zeka olabileceğine dair getirdiği ölçütler şunlardır;
Beyin hasarından beynin korunması potansiyeli, evrimsel tarihteki yeri, çekirdek etkinliğin oluşumu, sembolik ifade ya da kodlama duyarlılığı, farklı gelişimsel devamlılık, dâhilerin ve diğer olağanüstü insanların var olması, deneysel psikoloji ve psikometrik sonuçlarla desteklenme.
Bu ölçütlerin ışığında Gardner’a göre bulunan dokuz yetenek ise şunlardır:
Uzamsal
Sözel
Mantıksal-Matematiksel
Kinestetik
Müziksel
İçsel/ Sezgisel
Sosyal
Doğaya İlişkin (Doğasal)
Varoluşsal
Bunların dışında Gardner, Ahlak Zekası olarak isimlendirdiği bir onuncu boyutun olduğunu da savunmuştur.

Öğrenme Biçimleri: Sudbury Model

1968 yılında, çocuklarına daha demokratik bir eğitim vermek isteyen veliler tarafından kurulan Sudbury Valley Okulları’nda benimsenen yöntem, günümüz eğitim sisteminde bazı öğrencilerin hızlı öğrenmesini fakat diğer öğrencilerin başarısız olmasını her bireyin farklı bir öğrenme biçimi olması ile açıklıyor.

Öğrenmenin bir durum değil bir süreç olduğunu savunan Sudbury Modeli, okullarda çeşitli öğretme biçimleri uygulanabileceğini iddia ediyor. Sudbury Modele göre bir öğretmen müdahalesi olmadan da öğrenciler çeşitli yöntemlerle öğrenebilirler. Bazı öğrenciler okuyarak, bazıları hikayeler biçiminde hafızasına kaydederek, bazıları oyunlarla ve bazıları işaretlerle daha kolay öğreniyorlar. Bazı öğrenciler tek tek sesleri öğrenerek okurken bazıları tüm kelimeyi öğreniyor. Sudbury Valley Okullarında öğrencileri ne şekilde öğrendikleri konusunda zorlamıyor ve öğrenmek istedikleri konular ile ilgili bir sınır koyulmuyor. Okullarda öğretmenler öğrencilerin okumayı mı yazmayı mı ilk öğrendiğini tahmin edemiyor.

Öğrenciler konuları, teknikleri ve becerileri öğrenmek ve bir meslek edinmek için okula gidiyorlar.

Günümüzün eğitim sistemine alternatif olarak önerilen bu metot, öğrencilerin sorumluluk almaları, öğrenme biçimini seçmeleri ve hangi konuları öğrenecekleri konusunda kişisel özgürlükleri olması gerektiğini savunuyor. Böylece öğrencilerin daha hızlı ve kolay öğreneceği öngörülüyor.

Sudbury Valley Okulları hakkında daha fazla bilgi için http://en.wikipedia.org/wiki/Sudbury_Valley_School ziyaret edebilirsiniz.

Öğrenme Biçimleri: Anthony F. Gregorc Modeli

Anthony Gregorc ve Kathleen Butler zihnin nasıl çalıştığını açıklamak amacıyla yeni bir model geliştirdiler. Bu model algıların ne şekilde ortaya çıktığına dayanıyordu. Gregorc ve Butler’a göre bireyin dünya algısı, onun değerlendirme şekli ile ilgilidir. Yani bireyin algılama ve değerlendirme kriterleri öğrenme hızını ve öğrenme biçimini şekillendirmektedir.
Bu modele göre iki algı yeteneği (somut ve soyut) ve iki düzenleme becerisi (rastgele ve ardışık) bulunuyor. Somut algı yeteneği 5 duyu ile edindiğimiz bilgileri, soyut algı ise düşünceler, kavramlar ve nitelikler gibi görünmeyen şeyler üzerindeki anlayışımızı içeriyor. Düzenleme becerileri içinde ardışık düzenleme bilgiyi belirli bir düzen içinde ve mantıklı olarak organize etmek anlamına gelirken rastgele düzenleme bilgiyi özel bir sıra ya da sistem içinde düzenlememek anlamına geliyor. İki algı yeteneği ve iki düzenleme becerisi her bireyde farklı bir yoğunlukta görülüyor.
Gregorc ve Butler’ın modeline göre, bu dört dinamik ele alındığında 4 farklı öğrenme biçimi ortaya çıkıyor:
1) Somut Rastgele
2) Soyut Düzenli
3) Somut Düzenli
4) Soyut Rastgele
Gregorc ve Butlar’a göre farklı kombinasyonlara sahip bireyler, farklı öğrenme biçimlerine sahiptir. Bu dört öğrenme biçimine göre her bir bireyin öğrenme hızı, öğrenme süreci ve öğrenme biçimleri değişecektir.

Anthony Gregorc’in çalışmaları hakkında daha fazla bilgi edinmek için http://en.wikipedia.org/wiki/Anthony_Gregorc ziyaret edebilirsiniz.

Öğrenme Biçimleri: Peter Honey ve Alan Mumford Modeli

Honey ve Mumford, Kolb’un Deneyimsel Modelinde 2 değişiklik ya da uyarlama yapmışlardır. Bunlardan ilki karar verme ve problem çözmede etkili olan yönetici deneyimlerin aşamalarındaki değişikliklerdir. Honey ve Mumford’un deneyim çemberi; deneyim yaşamak, deneyimi gözden geçirmek/tekrar değerlendirmek, deneyimden sonuçlar/dersler çıkarmak ve bir sonraki durumu/olayı planlamak olarak sıralanıyor.
Honey ve Mumford’un ikinci uyarlaması ise öğrenme biçimlerine etki eden kişilik tiplerini adlandırmalarıdır. Kişilik tipleri/ öğrenme modeli Aktivist, Yansıtıcı, Teorist ve Pragmatist olarak sınıflandırılmıştır. Ancak Kolb’tan farklı olarak Honey ve Mumford’un tipleri sabit kalmaz. Deneyim ve çalışma düzenine, biçimine ve gerekliliklerine göre bireyin öğrenme biçimi de değişir. 1999 yılında yapılan araştırmalarda, özellikle yerel yönetimlerde Honey ve Mumford’un Öğrenme Stilleri Anketinin sıkça uygulandığı gözlemlenmiştir.

Öğrenme Biçimleri: David Kolb Modeli

David Kolb Öğrenme Modeli ya da Deneyim ile Öğrenme Modeli olarak adlandırılan teori, Kolb’un 1984 yılında yayınlanan, Deneyimsel Öğrenme: Deneyim Öğrenme ve Gelişimin Kaynağı kitabına dayanıyor. Kolb, deneyime ilişkin olarak teorisini iki birbiriyle bağlantılı kavram ile açıklıyor. Bunlar somut deneyim ve soyut kavramsallaştırmanın işaret ettiği yansıtıcı gözlem ve aktif deney/tecrübe. Kolb’un modeline göre ideal öğrenme süreci bu 4 durumun gerçekleşmesine dayanıyor. Yani öğrenmenin etkili olabilmesi için bu 4 yaklaşım, sürece dahil edilmelidir. Kolb, her bireyin öğrenme şeklinin ve kullandığı yaklaşımın farklı olduğunu öne sürerek genellikle bireylerin deneyim-kavrama yaklaşımına ya da deneyim-dönüşüm yaklaşımına eğilimli olduğunu söylemiştir. Buna göre, Kolb Modeli 4 farklı öğrenme biçimini ortaya koyuyor. Bunlar Birleştirme, Ayrıştırma, Sindirme ve Alışma olarak isimlendiriliyor.

a. Birleştirerek öğrenenler soyut kavramsallaştırma ve aktif deneyimi kullanırlar. Fikirleri pratik olarak uygulamasında ve sorunların çözümünde tümdengelim yöntemini kullanmak konusunda başarılılardır.
b. Ayrıştırarak/ Dağıtarak öğrenenler somut deneyimi ve yansıtıcı gözlemi kullanırlar. Durum ve olaylara farklı açılardan bakmak konusunda başarılılardır. Yaratıcıdırlar ve yeni fikirler üretirler.
c. Sindirerek öğrenenler soyut kavramsallaştırma ve yansıtıcı gözlemi kullanırlar. Tümevarım yöntemini kullanmak ve yeni teorik modeller üretmek konusunda başarılıdırlar.
d. Alıştırma ile öğrenenler somut deneyimi ve aktif deneyi/tecrübeyi kullanırlar. İlgilendikleri alana ilişkin yalnızca okumak ve eğitim almak yerine aktif olarak, o alanla ilgili olay ve yerlerde bulunmak ve birebir deneyimlemek konusunda başarılıdırlar.
Kolb modeli, bireyin öğrenme biçimini belirleme, ölçme ve değerlendirme konusunda bir öğrenme biçimi envanteri ortaya çıkardı. Son yıllarda bu envanterin pek çok eksiği olduğu ortaya koyulmuş olsa da uzun yıllar boyunca kullanılmıştır.

Öğrenme Biçimleri I

Öğrenme Biçimi bir bireyin doğal olarak ve alışkanlıklar sonucu edinilmiş ve öğrenme durumunun sürecine ilişkin bilgidir. Burada çekirdek kavram ise her bir bireyin öğrenme biçiminin farklı olmasıdır. Bireysel öğrenme biçimlerine ilişkin yaklaşımların ortaya çıkışı ve eğitim sistemini etkilemeye başlaması 1970lere dayanıyor.
Öğrenme biçimleri eğitim sisteminde, öğretmenlerin her öğrencinin öğrenme biçimine uygun olacak şekilde sınıfta uyguladıkları metotları değiştirmesini veya hangi metotları uygulayacağına karar vermesini sağlıyor. Bireysel düşünce farklılıklarına ve çeşitli öğrenme biçimlerinin varlığına ilişkin çok sayıda kanıt olmasına rağmen eğitimde öğrenme biçimlerinin kullanımına ilişkin az sayıda güvenilir çalışma bulunuyor. Eleştirmenler ise bireysel öğrenme biçimlerinin öğrencilere uygulanmasının daha iyi sonuçlar vereceğine ilişkin kanıtların bulunmadığını söylüyor.
Öğrenme biçimlerine ilişkin görüşlerin bir kısmı şu şekilde sıralanabilir;
David Kolb Modeli, Peter Honey ve Alan Mumford Modeli, Anthony Gregorc Modeli, Demokratik Eğitimde Sudbury Modeli ve Neil Fleming Modeli. Bu yaklaşımlar dışında Bilişsel Model ve Kanıt Bazlı Model gibi çeşitli yaklaşımlar da bulunuyor.
Öğrenme biçimlerinin uygulanması ve eleştirileri ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için http://en.wikipedia.org/wiki/Learning_styles ziyaret edebilirsin.

Global 5 -II

Global 5’in Avantajları:

- Teoride yer alan kişilik elementlerinin/sürücülerinin geçerliliği çok sayıda farklı kültüre sahip kişi üzerinde, pek çok araştırmacı tarafından ampirik deneyler yapılarak kanıtlanmıştır.
- Kişiliği açıklayan öğeler net bir biçimde tanımlanmıştır ve tek boyutludur.
- 5 sürücü de birbirinden tamamen bağımsız olarak değerlendirilmektedir.
- Test sonuçları birbiri ile yakın sonuçları değil; farklı sayıda pek çok kombinasyonu ortaya koymaktadır.
- Büyük 5’e dayanmayan pek çok kişilik testi deneyler ile kanıtlanmamıştır; testlerin sürücüleri net bir şekilde ve tek boyutlu olarak tanımlanmamıştır. Global 5’e özellikleri ve kullanışlılığı ile en yakın olan testler genelde Jung sistemlerine dayanıyor. Fakat bunların çoğunda da duygusal duruma ve dengeye ilişkin sürücülerin (içgüdüsellik, hissetme, vb.) tanımları açık olmayabiliyor. Bunun yanı sıra sınırlı sayıda kişilik tipi ortaya koydukları için de Büyük 5’in daha kullanışlı olduğu düşünülüyor.

Global 5’in Zayıflıkları:

- Testte yer alan 5 sürücünün çekirdeğinde (temelinde ya da özünde) neye göre seçildiği üzerindeki tartışmalar devam ediyor.
- Sürücülerin tanımları ne kadar net olsa da her bir kişilik tipi için istikrarlı bir tanım söz konusu olmayabiliyor.
- Her bir araştırmacının yaptığı tanımlama birbirinden farklı olsa da benzer noktalarda aynı sonuçlara ulaşılıyor. Ancak, tartışmalar kesin bir biçimde sonuçlanamadığı için, sürücülerin tanımları netleştirilemiyor.